Heh işte tam bu esnada elinize kesici bir alet versek, kolunuzu ya boydan boya yarar, ya da faça içinde bırakırsınız. Daha da eğlenceli hale getirmek için, matkap ya da çivi silahıyla da deneyebilirsiniz.
Hatta bu durumu en iyi betimleyecek şekil de şudur: Bütün parmaklarınız kasılı ve araları ardına kadar açık. En öndeki eklemler kıvrık bir şekilde kafanızı tutup, ağzınızı da yırtacak kadar açıyor; ancak hiç ses çıkarmıyorsunuz.
| Çok acayip rüyalar gördüğümü belki yüzlerce kere söylemişimdir. Hatırlayabilsem hepsinden deli saçması birer öykü çıkar. O derece fenalar. Not aldıklarımdan en garibi şu mesela: "Yüzümde sağ gözüm yerine bir yarıktan çıkan bir dil olması. Ancak ben farkında değilim, hiç de olmamışım. Kendimi hep normal görüyormuşum"
(-Ney, ney? Dil mi?)
| Kaç kere zombi temalı rüya gördüğümü hatırlamıyorum mesela. Belki yazdığım hikayeyi tamamlarsam, kurtulurum gibi geliyor. Bakalım.
___
*| Evet deli olduğumun ispatı olan şu birkaç tespiti de geride bıraktıktan sonra, daha eğlenceli olanlara geçebiliriz artık ha? Ne dersiniz?..
___
| Kaç kere zombi temalı rüya gördüğümü hatırlamıyorum mesela. Belki yazdığım hikayeyi tamamlarsam, kurtulurum gibi geliyor. Bakalım.
___
*| Evet deli olduğumun ispatı olan şu birkaç tespiti de geride bıraktıktan sonra, daha eğlenceli olanlara geçebiliriz artık ha? Ne dersiniz?..
___
* Geçen gün (geçen gün dediğime bakmayın, bu notu bir dört beş ay önce almışımdır garanti) metroda bir kızın, ufak bir kız çocuğu olan aileye bakışına tanıklık ettim de; evlenip çoluk çocuğa karışma isteğinin somut örneğiydi sanki karşımdaki. Böyle bir anaçlık, bir sevgi doluluk görmedim hayatımda.
* İzmir'de tavuk döner gerçeği: Martı etleri vardı, dürümlerde / Dürümlerde./ Dürümlerde!.. (Teoman-Gemiler melodisiyle)
* Bi' ara da şeyi yazmayı düşünüyorum. Bu "Yedi Uyurlar" var ya. Onlar aslında uyumasalar ve vakit geçirmek için, ful geyiğe sardırmış olsalar nasıl olurdu? Tabii azıcık tarih bilgim olması lazım. Daha kaç sene uyudular onu bile bilmiyorum mesela.
* Flying Daçmin.
* İzmir'de tavuk döner gerçeği: Martı etleri vardı, dürümlerde / Dürümlerde./ Dürümlerde!.. (Teoman-Gemiler melodisiyle)
* Bi' ara da şeyi yazmayı düşünüyorum. Bu "Yedi Uyurlar" var ya. Onlar aslında uyumasalar ve vakit geçirmek için, ful geyiğe sardırmış olsalar nasıl olurdu? Tabii azıcık tarih bilgim olması lazım. Daha kaç sene uyudular onu bile bilmiyorum mesela.
* Flying Daçmin.
(Önce bu:
sonra bu: )
* Bence esas tavşan 23'ten yapılır. Hem, o üçün kıvrıklığı, tavşanın zıplamak için özelleşmiş arka bacaklarını daha iyi temsil ediyor (azıcık belgesele bağladım ama "yabıcak da pek bi' şey yok yani").
* Bi' de şey var şarkı olarak: O çipil gözlerinde / Ben yoktum / yoktum... ("Mevsimler Geçerken" melodisiyle bu da)
* Kafasını sevebildiğim , ufak kara kaplumbağası kadar da sevimli bir hayvan yok bu dünya üzerinde. Gerçi içinin yarısını, kireç renginde "boşaltmayaydı" daha iyiydi ama. Yine de "giderli". Bak sevdirmeyenler o kadar sevimli olmuyo'.
* Deniz Feneri Derneği'nin de hala reklam yapabilmesi... Hem de yüzsüz gibi "Sen yoksan, ben yoksul." diye... İyice...
* Ütopya dediğin, kimsenin zerre sıkılmadığı ortamdır ( "...aga. Heaa anadınmı!" diye bitirseydim bu cümleyi; o kadar filozofun kemikleri sızlardı).
* Naif dediğin de, alkolsüz biranın içinde hacmen 0.05'lik alkolle sarhoş olabilendir.
* İzmir'deki banliyö trenlerinde çatlak camlar var ya hani; heh işte onların, akşamları, yolda giderken, aydan ve elektrik direklerinden yansıyanlarla oluşturdukları ışık oyunları büyülüyor resmen. Özellikle duraklara girerken ve çıkarken.
sonra bu: )
* Bence esas tavşan 23'ten yapılır. Hem, o üçün kıvrıklığı, tavşanın zıplamak için özelleşmiş arka bacaklarını daha iyi temsil ediyor (azıcık belgesele bağladım ama "yabıcak da pek bi' şey yok yani").
* Bi' de şey var şarkı olarak: O çipil gözlerinde / Ben yoktum / yoktum... ("Mevsimler Geçerken" melodisiyle bu da)
* Kafasını sevebildiğim , ufak kara kaplumbağası kadar da sevimli bir hayvan yok bu dünya üzerinde. Gerçi içinin yarısını, kireç renginde "boşaltmayaydı" daha iyiydi ama. Yine de "giderli". Bak sevdirmeyenler o kadar sevimli olmuyo'.
* Deniz Feneri Derneği'nin de hala reklam yapabilmesi... Hem de yüzsüz gibi "Sen yoksan, ben yoksul." diye... İyice...
* Ütopya dediğin, kimsenin zerre sıkılmadığı ortamdır ( "...aga. Heaa anadınmı!" diye bitirseydim bu cümleyi; o kadar filozofun kemikleri sızlardı).
* Naif dediğin de, alkolsüz biranın içinde hacmen 0.05'lik alkolle sarhoş olabilendir.
* İzmir'deki banliyö trenlerinde çatlak camlar var ya hani; heh işte onların, akşamları, yolda giderken, aydan ve elektrik direklerinden yansıyanlarla oluşturdukları ışık oyunları büyülüyor resmen. Özellikle duraklara girerken ve çıkarken.
*
[Grooveshark'ı göremeyen arkadaşlar için adını da yazıyorum şarkının. Başka yerden dinlesinler: Infected Mushroom- Heavy Weight (çoğu yerde böyle ayrı geçiyor ondan böyle yazdım.)]
Şimdi bu şarkı, benim hayatımda dinlediğim en iyi şarkılardan biridir. Hatta bu kadar maddeyi alt alta yazdığım süre boyunca durmaksızın çaldı. Hiç sıkmaz hiç baymaz; ilk sefer dinlediğinizde azıcık "bu ne ya böyle saçma sapan!" diyebilirsiniz, ancak biraz sabır gösterirseniz çok hoşunuza gider; öyle bir şey. Elini ayağını öpmek istiyorum bu şarkıyı yapan mübarek insanların. O derece...
Neyse efendim işte bu şarkıyı dinlerken ben bir şeyi huy edindim; şarkının tam 2. dakika 12. saniyesinde, böyle duraksamalı bir kısım var. Heh işte tam oradayken her seferinde kulak kesilir ve yapabildiğim zamanlarda da, sağ elimi kaldırıp, sanki elimin altında bir tuşlu çalgı varmış gibi ben de vuruş yaparak şarkıya eşlik ederim. Öyle fantastik, hatta fantezik, süpersonik bir şarkıdır benim için (İlk kez nasıl dinlediğim ayrı bir hikaye zaten. Bilenler bilir..).
* Bi' de son olarak orta okuldan beri aklımda olan üç konuya da değinmek suretiyle bu yazıyı artık bitirmek istiyorum. Oku oku siz de baya sıkılmışsınızdır.
Sondan birinci: Kesinlikle "sondan bir önceki" değildir. Birinci dediğimiz kavram, bir sıranın en başındakini temsil eder.
Yaş: Bir insanın yaşı sorulduğunda doldurduğu sene söylenir. İçinde olduğu değil.
Falçata-Maket Bıçağı: Falçata kelimesi İtalyanca kökenli bir kelime olup, ayakkabı yapımcılarının kullandığı eğri bir bıçaktır. Orta çağda savaş kılıcı olarak da kullanılmıştır. Maket bıçağı ise bizlerin el işi dersinde kullandığımızi "tırt-tırt" sesiyle açılıp kapanan bıçaktır. Her ne kadar -şimdi baktım- Wikipedia, ikisinin aynı şey olduğunu iddia etse de durum budur.
| Arz ederim.
Şimdi bu şarkı, benim hayatımda dinlediğim en iyi şarkılardan biridir. Hatta bu kadar maddeyi alt alta yazdığım süre boyunca durmaksızın çaldı. Hiç sıkmaz hiç baymaz; ilk sefer dinlediğinizde azıcık "bu ne ya böyle saçma sapan!" diyebilirsiniz, ancak biraz sabır gösterirseniz çok hoşunuza gider; öyle bir şey. Elini ayağını öpmek istiyorum bu şarkıyı yapan mübarek insanların. O derece...
Neyse efendim işte bu şarkıyı dinlerken ben bir şeyi huy edindim; şarkının tam 2. dakika 12. saniyesinde, böyle duraksamalı bir kısım var. Heh işte tam oradayken her seferinde kulak kesilir ve yapabildiğim zamanlarda da, sağ elimi kaldırıp, sanki elimin altında bir tuşlu çalgı varmış gibi ben de vuruş yaparak şarkıya eşlik ederim. Öyle fantastik, hatta fantezik, süpersonik bir şarkıdır benim için (İlk kez nasıl dinlediğim ayrı bir hikaye zaten. Bilenler bilir..).
* Bi' de son olarak orta okuldan beri aklımda olan üç konuya da değinmek suretiyle bu yazıyı artık bitirmek istiyorum. Oku oku siz de baya sıkılmışsınızdır.
Sondan birinci: Kesinlikle "sondan bir önceki" değildir. Birinci dediğimiz kavram, bir sıranın en başındakini temsil eder.
Yaş: Bir insanın yaşı sorulduğunda doldurduğu sene söylenir. İçinde olduğu değil.
Falçata-Maket Bıçağı: Falçata kelimesi İtalyanca kökenli bir kelime olup, ayakkabı yapımcılarının kullandığı eğri bir bıçaktır. Orta çağda savaş kılıcı olarak da kullanılmıştır. Maket bıçağı ise bizlerin el işi dersinde kullandığımızi "tırt-tırt" sesiyle açılıp kapanan bıçaktır. Her ne kadar -şimdi baktım- Wikipedia, ikisinin aynı şey olduğunu iddia etse de durum budur.
| Arz ederim.